Japonya’nın Dünyamıza Kazandırdıkları…

•Haziran 4, 2008 • Yorum yapın

Japonya ve üzerinde yaşayan japonlar acaip insanlardır. KFC’de yemek yerken duvardaki Colonel’in (KFC’nin kurucusu) resminin resmini çekenden, hentailerle gösterdikleri acaip acaip fantezilerine kadar hergün yeni birşeyle beni şaşırtmayı sürdürüyorlar.

Birkaç ay öncesine kadar japonların şu dünyada sadece iki şeyi becerebileceklerini düşünürdüm. Birincisi taklit etme yetenekleriydi. Bu adamlar bugün teknoloji deviyse Avrupa’nın ve ABD’nin keşfettiği her teknolojiyi taklit edip geliştirerek piyasaya sürmeleridir. İkinci şey ise animeleri oluyor. Özellikle bir iki japon dizisi izledikten sonra rol kesme kabiliyeti sıfır olan japonların yeteneklerini çizgiler üzerinden gösterdiklerini düşünmeye başladım. Death Note, Neon Genesis Evangelion, Claymore ve benim şahsi favorim Lost’dan daha kompleks bir kurgu, Battlestar Galactica’dan daha derin karakterler ve Supernatural’den daha iyi verilen abi-kardeş ilişkisiyle Full Metal Alchemist… (kısmetse yakında bu sayfalara konuk da ederiz FMA’i)  Animeleri sayesinde bu adamların rock müzikte de başarılı olduklarını farkettim. Birkaç animeden seçtiğim şarkıları koyayım istedim.

Afferim bu yolda devam edin.

He-Man

•Haziran 3, 2008 • Yorum yapın

Yaşı 20′leri bulan pek çok kişinin çocukluk efsanesiydi He-Man. Giysi olarak renk renk tayttan başka kıyafet bilmeyen Eternia’nın gay prensi Adam’ın (pembe göğsü açık tshirt ve mor tüylü tayt giyen saçlarını sarıya boyayan, savaş anında “gel Titrek odamıza kaçalım” diyen adam gaydan başka ne olabilir bilemiyorum.) alteregosu He-Man Kafatası Kalesi midir ne haltsa orayı İskeletor isimli serinin kötü karakterinden korurdu. Gerçi Yılan Dağı gibi karizma mekanı, gayet iş görür (orko ve titreği düşünürsek tabi) adamları ve her bölüm yeni bir fikriyle İskeletor nasıl başarıya ulaşamadı bugün hayret etsem de, zamanında “Ehe öhe He-man’im ben ehe” diye az izlemedik. Müziklerine hayran kaldık, prensesi çocukluk hayallerimizin baş kahramanı yaptık, her bölümün sonunda Orko’nun falan “Sigara içmeyin, yabancılara güvenmeyin, pipinizle çok oynamayın.” tarzı öğütlerini de olabildiğince uyguladık falan… Öyle çocukluğumuzda yer etmiş bir çizgi dizidir He-man. O zamanlar filmi çekilmiş, kendince başarı da yakalamıştı. Hatta 2002 yılında Cartoon Network seriyi yeniden uyarladı falan.

Ya nereden nereye belki duymuşsunuzdur birkaç yıldır söylenti olarak kalsa da He-man yeni bir film projesi ile dönmesi planlanıyor. Birkaç ay önce nete şöyle bir fragmanımsı bir video düşmüş.

Bana sahte gibi geldi ama bilmiyorum. Olur mu olur.

Bu da nostalji yapmak isteyenler için ilk serinin açılışı…

Bu da 2002 yılında yeniden yapılan He-Man serisinin açılışı… Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama yeni seri tam sabırsız genç kuşağa yönelik olmuş. Biz 1,5 dakika aynı introyu her bölüm izlerdik. Burada ohoo Adam sözünü bitiremeden Skeletor abi ortama dalıyor. Neyse…

Post Nuke Comic

•Haziran 3, 2008 • Yorum yapın

Post nuke comic

Daha önce güzel bir webcomic olan FreakAngels‘ı tanıtmış, çizgi roman seven herkese tavsiye etmiştim. FreakAngels’ı okurken bir iki yıl önce Fallout fan sitesi olan www.nma-fallout.com da gördüğüm bir başka webcomic olan Post Nuke Comic aklıma geldi. O zaman henüz ilk sayısı yayınlandığından pek ilgimi çekmemişti ancak geçen zaman içinde 10. sayıya ulaşmış, başlarda biraz sallama gibi duran konu epey akıcı hale gelmiş. Blogum aracılığı ile paylaşayım istedim.

Hikayemiz neredeyse tek bir karakter üzerinden ilerliyor. Ana karakter Christopher Manic kendi halinde bir çiftçi ve aile babasıdır. Aniden patlak veren nükleer savaş, köpeği hariç herşeyini kaybetmesine neden olur. Artık o nükleer toz bulutunun kararttığı gökyüzü altındaki kilometrelerce uzanan çorak topraklarda yaşam mücadelesi veren bir gezginden başkası değildir.

Genel olarak çizgi romanı çok beğendim. Hikaye ilk başlarda biraz karışık dursa da 3. bölüm itibariyle kendini toparlayıp rayına oturuyor. Özellikle Chris’in köpeği Aries ile muhabbetleri çok güzel olmuş. Serinin yazar ve çizeri olan Andreas Duller hikaye yazımındaki başarısı çiziminde pek gösteremiyor. Ancak yine de iş gördüğünü söyleyebiliriz. Ayrıca seri çook yavaş ilerliyor. Neredeyse 2 ayda bir yeni bölümü yayınlanıyor. O yüzden benim gibi hikayeye kapılıp pat diye bitirince yaratıcının yavaşlığına kıl olabiliyorsunuz.

Kısaca post apocalyptic era’yla ilgili güzel bir çizgi roman. Bedava olması da ayrı bir avantaj… Çizgi roman tutkunlarına tavsiye ederim.

Seriyi şu linkten takip edebilirsiniz: http://www.postnukecomic.com/comic.php

Post nuke comic2

No Country For Old Men

•Mayıs 31, 2008 • Yorum yapın
no country3
Oskarcigi alali cok olmus, Hincal Uluc’un “Javier Bardem oyuncu degil, ben bile daha iyi oynardim. Filmde film degil zaten” sozu unutulmaya baslanmisken oda arkadaslarimla aldim izledim bu filmi “Ovuldugu kadar guzel mi” diye. Ahanda izlenimlerim:

no country2Filmin konusu basit aslinda meksikalilar ile amerikalilar arasinda yasanan uyusuturucu ticareti kanli bitmis, oradan tesadufen gecmekte olan Josh Brolin’in canlandirdigi Llewelyn Moss para dolu cantayi alarak esas voliyi vuran olmustur. Ancak meksikalilardan parayi alacak olan (yada uyusturucuyu orayi tam anlamadim.) su katilmamis psikopat Anton Chigurh (Javier Bardem) bu kapkaci gururuna yediremez. (Yada herifi geberteyim de millet ne kadar psikopat oldugumu anlasin diye dusunur.) Moss’un pesine takilir. Tommy Lee Jones abimizde Hulusi Kentmen tadindaki komiser roluyle takilir falan filan.

Oncelikle, ben bu filmi begendim. Bunu soylemek istedim ondan dolayi insanlarin acimasizca elestirdigi kisimlara cok fazla deginmeyecegim. Cunku artilari eksilerini gormezden getirecek kadar fazla.

Herseyden once Javier Bardem abimiz inanilmaz bir oyunculuk ortaya koyuyor. Ben boyle bir karakter, bu karaktere boylesine harika bir bicimde hayat veren bir oyuncu gormedim. Konusmasi, jestleri, mimikleri ve portlek gozleri ile insani tirstiran bir psikopati cok iyi canlandirmis. Ayni sekilde Josh Brolin ve bence cok yetenekli bir oyuncu olmayan Tommy Lee Jones da ust duzey performans ortaya koymuslar ama bence, Javier Bardem biraz istisna, bu performansta gerek yazdiklari replikler gerek de oyunculara kazandirdiklari hava ile Coen Kardeslerin cok buyuk payi var. Sirf buradan Bardem en iyi yardimci oyuncu, Coenlerde en iyi yonetmen oskarini sonuna kadar hakediyorlar.

Diger yandan dedigim gibi replikler cok guzel, insani baymadan izletiyor film.

Ayrica hollywood’un butun kliselerinden kacmalari bence bir arti. No Country For Old Men’i iyilerin kazanarak bittigi, kotulerin mutlaka cezasini buldugu bir film olarak izlemeyin. Cunku bu film tipki gercek hayatta oldugu gibi kotulerin ve onlarla karsi olanlarin hic durmadan mucadele ettigini anlatiyor. Cok cok cok pisman olursunuz diger turlu.

Elbette kliselerden kacinilmasi filmin finalinin en uygun tanimla “vasat” oldugu gercegini degistirmiyor. Tamam kliselerden kac, basladigin gibi bitir ama koskoca Coenlersin finali daha vurucu yapabilirdin bence.

Bunun yaninda film bol bol siddet ve kan iceriyor, uyarayim.

Kisaca ben bu filmi begendim. Ancak bence en iyi film oskarini, henuz izlemesem ve sadece izlenimlerime dayanarak soylesem de, There Will Be Blood almaliydi. Standart bir hollywood aksiyonu bekliyorsaniz sakin ama SAKIN bu filme gitmeyin. Begenmeyeceginiz finaline falan bol keseden soveceginiz kesin. Haa oyuncu nasil olur, bir film nasil yonetilir diyorsaniz aradiginiz film No Country For Old Men’dir. Oyle asrin filmi falan degil ama harbiden bir kult.

no country

Hayallerimin Gadını…

•Mayıs 31, 2008 • Yorum yapın

tossgirl

Bizim ülkemizde nasıl tavla bilmeyeni ayıplıyorlarsa (ben bilmiyorum gerçi) Güney Kore’de de Starcraft isimli şahane bilgisayar oyununu duymayan, bilmeyene aynı muameleyi yapıyorlar. 10 yılı aşkın süredir Güney Kore’de her yıl en çok satan oyun olan Starcraft neredeyse bir milli oyun, bir tutku haline dönmüş durumda. Ülkelerinin belli başlı caddelerine falan Starcraft karakterlerinin heykellerini dikmişler. Kısaca kırmışlar kafayı…

Neyse dün nette daldan dala atlar yutubda video bakarken tanıştım ToSsGirL ile… Kendisi Güney Kore’nin en iyi bayan Starcraft oyuncusu olmasının yanında güzelliği ile hem ülkede hem de yurtdışında oyun manyaklarının (geek de diyebiliriz.) bir numaralı fantezisi haline gelmiş. Maxim Kore’de bundan yararlanıp kapak yapmış falan. Paylaşayım istedim.toss2

toss2

The Last Stand

•Mayıs 29, 2008 • Yorum yapın

Post Apocalyptic Era’nın en sevdiğim (ve olmasından en çok korktuğum) senaryosu salgın hastalık üzerine herkesin zombiye döndüğü bir evrende kalan insanların yaşam mücadelesi üzerine olandır. Resident Evildı, Land Of the Dead’di derken bu senaryo sinemalarda epeyce işlendi. Hazır henüz popülerken bu senaryo üzerine yapılmış bir flash oyununu sizinle paylaşayım istedim.

The Last Stand, zombi salgını sonucunda bir şekilde hayatta kalan birisini yönettiğimiz bir oyun. Karakterimiz ilk gün yaptığı barikatta geceleri bitmek bilmeyen zombi akınlarını önlemeye çalışırken sabahları silah, cephane, erzak ve hayatta kalanları aramakta veya barikatı onarmaktadır. Oyun iki kısımdan oluşuyor. İlk kısım (yani gece) awsd, space, r ve mouse yardımıyla zombi saldırılarını savuştururken sabahları 12 saatlik süremizi barikat tamiri, silah arama veya kurtulan arama olarak bölüp kullanıyoruz. Bu yönlerden biraz taktik stratejiye de benziyor The Last Stand. Her gece gelen zombilerin sayısının artıp çeşitlerinin değiştiğini düşünürsek bu gündüz vakti harcama kısmı dikkat isteyen bir hal alıyor.

Grafikler bir flash oyununa göre iyi sayılır. Müzik yok ama zombi çığlığı falan da az. Silah sesleri olmasa sessiz bir oyun oynuyoruz sanırdım ama silahları seslendirmişler neyse ki. Bir de esas karakterin günlüğü bir sonraki gece karşımıza çıkacaklar konusunda ipucu içerdiğinden okunabilir.

Kısaca zaman geçirmek veya kafa dağıtmak için (yada stress olmak için) güzel bir oyun. Aşağıdaki linkten oyuna ulaşabilirsiniz.

http://www.freewebarcade.com/game/the-last-stand/

Iron Sky

•Mayıs 29, 2008 • Yorum yapın

Bilimkurgularda uzaydan gelen işgalci yaratıklar fikri artık iyiden iyiye klişe olmuşken nispeten farklı bir bilimkurgu filmi haberi geldi. Bu sefer uzaydan uzaylılar değil naziler geliyor.

Filmin hikayesi şöyle: 1945 yılında Almanya’nın savaşı kaybedeceği kesinleşmiştir. Bunun üzerine Führer, çok gizli bir emir yayınlar. Londra ve müttefik güçlerine karşı kullanılan V2 füzeleri Hans Kammler önderliğinde geliştirilerek, Antartika’da ki gizli bir nazi üssünden seçkin bir grup SS askerini, gerekli alet edevatla birlikte ay’a gönderirler. Bu grubun amacı Ayın karanlık yüzeyinde nazi üsleri kurarak çoğalacak ve Dünya’yı işgal etmek için geri dönecekleri güne hazırlanacaklardır. 2018′de geri dönerler…

Finlandiyalı bir grup amatör yapımcının eseri olan Iron Sky ne zaman gösterime girer bilemiyorum. (Girebilir mi o da şüpheli ya bakalım.) Ancak fikir olarak çok beğendim. Umarım adından söz ettiren bir film olacaktır. Gerçi film bilim kurgu komedi olacakmış ama yine de umutluyum.

Filmin fragmanı:

Bu da internet sitesi http://www.ironsky.net/site/

FreakAngels

•Mayıs 29, 2008 • 1 Yorum

Freakangels

23 Yıl önce, İngiltere’de 11 “farklı” çocuk aynı anda dünyaya geldi.

6 yıl önce dünya sona erdi.

Bu hikaye bundan sonrasını anlatıyor.

FreakAngels yukarıdaki cümlelerle başlayan çok güzel bir online çizgi roman. Şubat ayında başlayan roman her hafta yeni bir bölüm eklenerek devam ediyor. Çizimler çok güzel ama hikaye şu an için çok yavaş ilerliyor. İleride ne olur bilemediğimden hikayeye birşey söylemek için erken. Okuduğunu anlayacak kadar ingilizcesi olan herkese tavsiye ediyorum. Aşağıdaki linkten seriye başlayabilirsiniz.

http://www.freakangels.com

Eragon

•Mayıs 19, 2008 • 1 Yorum

 

eragon14_large.gif

Ben bu filmi beğenmedim. Zaten çoğunlukla uyarlamaları da sevmem. 700 sayfalık tuğla kalınlığında bir romanın 3 saate sıkıştırılmasını saçma buluyorum. Ancak bu filmi izlerken hem film hem de kitap kafamda bazı soru işaretleri uyandırdı.

Önce kitaptan bahsedersek yazan kardeşim (şu an 15 değil 22 yaşında) iyi bir anlatıcı, güzel dialoglar yazan birisi olabilir ama yarattığı evrenin en iyimser olarak bile “esinlenme” olduğu bariz. Star Wars’da Obi-Wan Kenobi ile Luke Skywalker arasındaki usta-çırak ilişkisinin neredeyse aynısını Brom ve Eragon’un yaşaması, Yüzüklerin Efendisinde ki Uruk-Hai’ler ile karanlığın yanında savaşan iri yaratık savaşçılar (ismini unuttum) arasındaki benzerlik, Eregon ile Aragorn isimleri arasındaki benzerlik. Durza olduğunu tahmin ettiğim büyücü ile Grima Wormtongue arasındaki benzerlik. Sanırım Christopher Paolini (yazar arkadaş) sevdiği tüm evrenleri karıştırıp kendince bir eser yazmış.

Filme gelirsek kitap ne kadar iyi olursa olsun (okumadığımdan yorum yapamıyacağım) oldukça kötü bir uyarlama olduğunu düşünüyorum. Okuyan bir arkadaşımın bahsettiğine göre kitapta oldukça önemli roller oynayan olaylar ve kişiler atlanırken, geri plandaki bazı karakter (mesela savundukları kaledeki aksakallı büyücü) ön plana çıkarılmış. Karakterler arasındaki önemli olaylar birkaç kelimeyle atlanması hiç olmamış. (Mesela Roran’ın babasının hain olmasına rağmen bu kadar çabuk güvenmeleri veya Eragon’un rüyasında gördüğü kızı kurtarmak için Brom’a “Hadi baba ben gidiyorum.” demesi, satış yapması ne kadar gerçekçi?) Ayrıca artık mümkünse Jeremy Irons fantastik kurgu filmlerinde oynamasın. Hiç kendini veremiyor. Benim izlediğim en kötü oyunculuğuydu. Eragon’u oynayan elemana bir yorum yapamayacağım sonuçta ilk filmi, ileride patlama yapabilir. Elf kızı ve Durza idare ederdi. Ancak Rachel Weisz’in pambıh sesiyle seslendirme yaptığı Saphira çok iyiydi. En beğendiğim karakter o oldu. Yazana da modelliyene de seslendirene de helal olsun.

Kısaca Yüzüklerin Efendisi’nin yaptığı patlamanın ardından başka fantastik kurgu uyarlamalarının yapılacağını bekliyordum ama hem Narnia olsun hem de Eragon olsun neredeyse çocuklara hitap etmesi hem de bol efektli ama içi boş filmler olması nedeniyle bende hayal kırıklığı yarattı. Ayrıca Ejderha Mızrağı veya Unutulmuş Diyarlar gibi “BABA” serilerin olduğu bir türde tutup da Eragon’un uyarlanması hangi akla hizmettir?

http://www.lequotidienducinema.com/modules/upload/upload/!mime/eragorn4.jpg

Star Wars Replikleri

•Mayıs 19, 2008 • Yorum yapın

Efendim karizmatik laf diyince aklıma Darth Vader ve İmparator Palpatine bu karakterler diyince de Star Wars gelir. O yüzden bu seriden birkaç replik (arada mırıldanırım bunları.)

Supreme Chancellor Palpatine: Be careful of the Jedi, Anakin. Only through me can you achieve a power greater than any Jedi. Learn the Dark Side of the Force and you will save your wife from certain death.
Anakin Skywalker: What did you say?
Supreme Chancellor Palpatine: Use my knowledge, I beg you.
Anakin Skywalker: [ışın kılıcını çeker] You’re the Sith Lord!

Supreme Chancellor: The dark side of the Force is a pathway to many abilities some consider to be unnatural.
Anakin Skywalker: Is it possible to learn this power?
Supreme Chancellor: Not from a Jedi. (Benim bittiğim ve Palpatine karşısında eğildiğim laflar.)

Padmé: [Bail Organa'ya doğru döner] So this is how liberty dies… with thunderous applause.

Episode 3 – Revenge Of Sith

Darth Vader: I’ve been waiting for you, Obi-Wan. We meet again, at last. The circle is now complete. When I met you I was but the learner. Now, *I* am the master.
Obi-Wan: Only a master of evil, Darth.

Ayrıca şöyle birşey vardır. Tam ne dediklerini hatırlıyamadım. Bir İmparatorluk subayı Darth Vader Babaya “Ne lan bu fors mors. Hurafe bunlar inanmayın kardeşim.” diye artizlik yapmaktadır. Bunun üzerine Darth Vader şöyle der.

Darth Vader: [subayın ümüğünü sıkarak] i find your lack of faith disturbing

Episode 4 – A New Hope

Efendim 5. filmin başlarından beri sürekli laga luga yapan, Darth Vader’ın her emrine bir kulp takan Admiral Ozzel’in son hatasından sonra ekrana çağırır.

Admiral Ozzel: [ekranda belirir] Lord Vader, the fleet has moved out of lightspeed and we’re preparing to…
[Ozzel aniden durur ve boğazını tutmaya başlar]
Darth Vader: [her kelimeye vurgu yaparak] You have failed me for the last time, Admiral. [Admiral yere yıkılır]

Episode 5 – The Empire Strikes Back

Filmin başında 2. Death Star’ın inşaatını kontrol etmek için Darth Vader üste gelir. Komutana çok daha hızlı çalışması gerektiğini söylesede inatçı komutan Moff Jerjerrod işçilerin mümkün olan en yüksek hızda çalıştıkları konusunda inat eder. Bunun üzerine Vader baba “İmparator”‘un yolda olduğunu çıtlatır.

Moff Jerjerrod(yüzü kül rengine döner): The Emperor’s coming here?
Darth Vader: That is correct, Commander. And, he is most displeased with your apparent lack of progress.
Moff Jerjerrod: We shall double our efforts.
Darth Vader: I hope so, Commander, for your sake. The Emperor is not as forgiving as I am.

Vader Luke’u yakalayıp İmprator’un huzuruna çıkarır. İmparator’a da luke’un silahını sunar.

Darth Vader: His lightsaber.
The Emperor: Ah, a Jedi’s weapon, much like your father’s. By now you must know that your father can never be turned from the Dark Side. So will it be with you.

Luke: Search your feelings, Father, you can’t do this. I feel the conflict within you. Let go of your hate.
Darth Vader: It is too late for me, son. The Emperor will show you the true nature of the Force. He is your master now.
Luke: Then my father is truly dead.